17 Ekim 2008

BMW Izgaralı Lada

Ramada'nın oradaki ışıklarda gördüm, çektim. Pek hoş olmuş :) Bizim Kırmızı Porsche'a da mı yapsak?

13 Ekim 2008

Uluslararası Engelsiz Medya Buluşması, Bilgi Üniversitesi

Bugün (12.10.08) Uluslararası Engelsiz Medya Buluşması organizasyonu için Bilgi Üniversitesi'ndeydim.


Açıklama "Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, Bilgi Üniversitesi'nin katkıları ile bu buluşmayı gerçekleştiriyor. Medyanın engelli sorunlarının çözümünde önemli bir güç olduğunun bilincinde olarak, medyanın bu alanda önemini, yaşanan sorunları tartışacağız." Devamı: http://www.engelsizmedya.com

Biz de Üniaktivite olarak "İletişim Sponsoru"yduk. Ödül töreninde tarafımıza verdikleri ödülü Üniaktivite adına ben teslim aldım.

Worldpark Hotel, Sirkeci

Geçen gün (11.10.08) JCI Eurasia'nın organize ettiği JCI Türkiye Genel Kurulu için Worldpark Otel'deydim. Tarihi yapısı, uygun dekarosyonuyla oldukça hoşuma gitti. Daha yerel bir isim daha yakışırdı sanki. Worldpark deyince, Antalya'nın rengarenk turistik otelleri canlanıyor gözümde.
Lobiden üst katlara çıkana kadar mimarinin güzelliğine kendinizi kaptırsanız da 6. kattaki balo salonu ve roof bar basık ve havasıylığıyla olumsuz etki bırakıyor. Tabii roofbar'dan Boğaziçi'ni, balo salonunun ilerisindeki oyun salonunda tarihi camileri içkinizin eşliğinde izlerken bunu unutuyorsunuz. Sonrası "bunun votkası niye az?" diye aklınıza geliveriyor :)


Sitesinden tarihçesi:
I. Abdülhamid Külliyesi’nin yerine yapılan 4.Vakıf Han, Milli Mimarlık akımının baş temsilcisi Mimar Kemalettin Bey’in önde gelen eserlerindendir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde modern hayata uygun iş hanlarına yoğun ihtiyaçlarını karşılamak için inşa edilmiştir. 1911’den 1926’ya kadar yapımı süren bu bina, benzerleri arasında en güzel ve en ihtişamlı olanıdır. Savaş nedeniyle yarım kalmış, İstanbul’un işgali sırasında dışı tamamlanmış, ancak içi eksik haldeyken Fransızlar tarafından “Caserne Victor “adıyla karargah olarak kullanılmıştır.
Devamı için tıklayın.

Bu arada çektiğim harika fotoğrafları da yakında paylaşırım.

11 Ekim 2008

The Marmara Hotel, Kitchenette

Dün sevgili Niko Guido ile The Marmara Hotel'in altındaki eski Cafe Marmara'nın yerine kurulan Kitchenette'te gerçekleştirdik. Kitchenette'i Kanyon'dan biliyordum; ama Cafe Marmara'nın yerine açıldığında gitme fırsatım olmamıştı. Gazete ve dergilerdeki "elden gidiyor tarih" nidalarını bir kenara bırakırsak dekorasyon, yerleşim gayet başarılı geldi. Her ne kadar Taksim'in simgesi bir mekanda, köklü ve "unique" bir mekan görmek istesem de, Kitchenette dış görünüş itibarıyle dokuyla ters düşmemiş.
Öğle yoğunluğundan sanırım, servis oldukça yavaştı (keza hesabın gelişi de). Taksim gibi insanların bir an önce işlerini halledip, hızlı yaşadığı bir yerde buna dikkat edilmeli. Macchiato istedim, Americano geldi. Ama tekrar bir gecikmeye tahammülüm olmadığından aldım; başarılıydı. Cheese Cake de gayet güzel; yanında gelen reçel hoş bir jest, ama çok da lezzetli değildi. Zaten Cheese Cake tadının kahveyle uyumunu yaşamak isterseniz, çok da bulaşmıyorsunuz. Geç kahvaltı etmediğim bir zamanda buluşsaydık yemeklerini de tatmak isterdim; ama Niko halinden memnundu :)
Yoğun olmayan bir zamanda, uğranası bir mekan.

Otelin sitesinde Kitchenette
Zincir sitesinde Kitchenette

Basariligencler.com Zaman Gazetesi'nde

Benimle de röportaj yapmış olan Basariligencler.com, geçtiğimiz hafta Zaman Gazetesi Gençlik Eki'nde yeraldı.

Tam metin şurada, benimle ilgili kısım burada:
"Sitede röportajına yer verilen gençlerin çoğu 1980 yılından sonra doğmuş. Başarı öykülerine yer verilen isimler şöyle: Abdülbaki Yavuz, Erdem Genç, Ezgi Harmancı, Ali Rıza, Efe Sıvış, Münteha Mangan, Betül Cemre Yıldız, Gökhan Okur, Tuğba Karademir, Selim Şumlu, Aykut Karaalioğlu, Emrah Kaya, Mehmet Bahadır Er, Nurettin Özdoğan, Ceren Karaçayır, Tamer Şahin, Mihraç Cerrahoğlu, Hakkı Alkan, Ozan Karakoç."

"25 yaşında 3 şirketin ortağı olan Erdem Genç de, girişimciliğini genç arkadaşlarıyla paylaşıyor. Genç, “Sürekli çabalamak, kurcalamak lazım. Sürekli bir çaba sonucunda mutlaka bir şeyler oluyor, bir sonuç alıyorsunuz. Bir de yanınızdaki insanlar çok önemli. Mutlaka sırtınızı güvenle yaslayacak iyi birer ortakla yola çıkmanızı veya en azından yakın çalıştığınız kişilerin bu şekilde olmasını öneririm.” diyor."

8 Ekim 2008

Pierre Loti - Bayrampaşa Akvaryum

Geçen gün Pierre Loti'deydik. Manzarası şahane, fiyatlar ucuz. Ama servis ve ürün kalitesi de fiyatlar düzeyini pek aşamıyor. Zamanında buraya bir turist grubuyla geldiğimde karpuzu lüle yaptıkları, orijinal bir nargile içmiştim; ama görüntü dışında pek bir güzelliği yoktu, bu yüzden tekrar gittiğimde aramadım açıkçası.
Üst taraftaki restaurantlar hem hizmet, hem ürün olarak çok daha iyi. Tabi bu fiyatlara da yansıyor. Kebaplar genel olarak güzel.
Öncesinde Bayrampaşa Alışveriş Merkezi'nde bir yemek yiyelim dedik. AVM yerine eski pasaj çarşılarının biraz daha derlenmiş toparlanmışı desek daha doğru olur. 4-5 kattı sanırım. 15 YTL alışveriş yaparsanız, otopark ücretsiz. Her katta akvaryumlar, içlerinde garip garip balıklar var.
Lokantaların görüntüsü falan pek içime sinmedi. Bari Mc Donald's'ta yiyelim demişken, sıradaki bir bayanın sorusuyla buranın diğer Mc Donald's'lardan daha ucuz olduğunu (menüde 25-50 Ykr gibi), bu restaurantlarda bölge bölge böyle farklar olabildiğini öğrendim. Havaalanları dışında böyle bir uygulama olduğunu bilmiyordum.
Oyuncakçısında da bir Honda Civic bulamadım :) Bari Pierre Loti manzarasının keyfini çıkarayım.

6 Ekim 2008

Salladur Dali Don Dali aka İstanbul'da bir sürrealist

Salvador Dali umursayıp da blogumu okumuş olsaydı böyle saçmalamamı pek takmaz, gülüp geçerdi. Hatta birileri de takıp beni eleştirseydi, beni savunurdu. Ciddiyim bak! :)

Aslında 21 Eylül'de (açılışın hemen ertesi) gitmeme rağmen yazmadım o ara. Hala da yazasım yok, zira girerken göze çarpan bir yere konulmayan audioguide'lardan almamıştım (sonradan insanlarda görünce dönüp almaya üşendim), çıkışta da hediyelik eşya satılan bölümden aldığım sergi kitabını da henüz okumadım. Biraz internet araştırması, biraz kitap okuması üstüne audioguide'ımla tadından yenmez bir Dali turu daha yapasım var. Üstüne de Emirgan'daki salaş balıkçılardan birinde tadından yenesi balıkları lüplettin mi değmeyin keyfime.


Eserler İspanya dışına ilk ve son kez çıkıyormuş, bu tarz büyüklükte bir sergi İstanbul dışında olmayacakmış, dediler ama ben böyle evimin duvarlarını süsleyen, işportadan aldığım o pek meşhur resimleri göremedim. İlle İspanya'ya mı gidelim? E birçok eseri de New York'ta falanmış. Şu bahsi geçen planlarımı yapıp bir ziyaret daha gerçekleştireyim de, bakarız artık.

İlk hafta yoğun ilgi var deniliyordu ama şimdilerde çok daha kalabalıkmış, akın akın gidenlerden duyuyorum. Neyseki daha Ocak 2009'a kadar buralarda. Sergiden kaptıklarımı yazmadım kötü esprilerim dışında, karışmayın, onlar Dali ile benim aramda!

http://www.daliistanbulda.com/


Bu arada Oyuncak Müzesi blogumda da türlü türlü marakasları tanıttığım videonun fonuna da Dali, İstanbul'a gelmeyen bir resmiyle konuk oldu. Videosu üste, detayları burada.

4 Ekim 2008

Mc Donald's Kahvaltısı... I ıh!

Bu sabah uzun süredir merak ettiğim, ama her kahvaltıda görüntüsünün kötülüğünden vazgeçtiğim Mc Donald's kahvaltılarını tatma fırsatım oldu. Egg Muffin, yumurta üstünde füme tavuktan oluşuyor; tadı tavuk köfte ve yumurtalı Sausage Egg Muffin'den daha iyi olsa da olmamış. Kahvaltılık değil, aslında herhangi bir öğünde de yiyeceğimi sanmıyorum. Hash Brown dedikleri patatesten yapılma birşey vardı menüde. İçindeki beyaz parçacıklar ve tadı lezzetsiz bir balığı andırıyor. Kahve ise idare eder -sözümona Premium Cafe'ymiş.

Fotoğrafların iştah açıcı olmaması da sevgimi yansıtıyor :)

3 Ekim 2008

Basariligencler.com Sitesinde Yayınlanan Röportajım

Orijinal Link:
http://www.basariligencler.com/m3-works-ve-ritmpark-kurucusu-erdem-genc-sikici-sunumlardan-kurtardik.html

M3 Works ve Ritmpark Kurucusu Erdem Genç: Sıkıcı sunumlardan kurtardık

Tarih:29/09/08

Şu bir gerçektir ki; çoğu iş eğlenceli değildir. Hatta işinin çok sıkıcı olduğunu söyleyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Çeşitli sebepler sıralanabilir bunun için; fakat bir netice vardır: Acı çektirmesi. Bazıları için ise, işleri tam bir eğlencelik. Örneğin; eğlence sektöründe çalışanlar eğlendirirken eğleniyor, eğlenirken işini icra ediyorsun. Tabii her işin kendine has sıkıntılarının olduğunu unutmamak gerekiyor.
Türkiye’de yeni bir eğlence kültürü oluşturmaya çalışan bir organizasyon şirketi var: M3 Works. Şirketin kurucusu olan Erdem Genç makine mühendisliği mezunu olmasına rağmen farklı bir sektöre dalmış tabiri caizse. Henüz 25 yaşında ve 3 şirketin ortağı olan Erdem büyük bir girişimciliğiyle genç nesile örnek teşkil ediyor bana göre. Kendisinin hareketli bir sektöre daha da hareket kazandıracağından eminim. Şirketlere sağladığı sunumlarıyla şimdiden prestijli bir şirket olduğu söylenebilir. Tanımaktan çok memnun olduğum Erdem’e buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyor, başarılarının devamını diliyorum…

Öncelikle Erdem Genç’i tanıtır mısın Başarılı Gençler okuyucularına?
1983 İstanbul doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunuyum ve Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler de bu sene bitiyor. M3 Works Kurumsal Organizasyon şirketi ortağıyım. Derin ve Soul Shred gruplarında vokal yapıyor, biraz bas gitar, biraz da perküsyon çalıyorum. Dream Dergi’de ve Alternatif Gazetesi’nde de köşelerim var. Hayatından memnun, kimisi gerçekleşmiş çokça hayalleri olan henüz yolun başında biriyim.

M3 Works’u kurma fikri de nereden geldi? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Biraz bahseder misin şirkettenizden?
İlk organizasyonumu lise mezuniyet balosuyla yaptıktan sonra üniversite müzik kulübünde aldım soluğu. YTÜ Rock Kulübü kurulmasında oldukça aktif rol aldım ve organizasyon deneyimlerim oldu. Sonrasında bu işi kendim için yapmayı düşündüm ve ticari konser organizasyonlarına başladım.
Web sitesi yapma yeteneğim de vardı. Daha önce evden veya part time olmak üzere bazı şirketlerle çalışmıştım. Bir gün Gittigidiyor’da bir şeyler satarken, satış sayfasını Ebay’de gördüğüm örneklere benzer şekilde dizayn ettim. Bu da Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğü’nde çalışan bir doktorun dikkatini çekmiş ve kendi web sitelerini yapıp yapamayacağımı sordu. Piyango gibi bir şeydi benim için. O güne kadar okul harçlığı, belki biraz üstü gibi paralar kazanırken kendimi bir ihalede buldum. Babamdan borç alıp şık bir takım elbise, laptop, Cross kalem ve asistanım niyetine de bir arkadaşımla Zonguldak’ın yolunu tuttuk; ihaleyi aldık ve dönüşte borçları ödeyip şirketi kuracak kadar sermayem olmuştu. Ardından yine aynı yılda organize ettiğim Duman, Erkin Koray, Hayko Cepkin gibi önemli grupların sahne aldığı bir konserde epey zarar edince kurumsal işlere yönelmek gerektiğini düşündüm; şansım da yaver gitti ve şimdiki ortağımın imkân, deneyim ve fikirleriyle beraber takım çalışması yoluyla motivasyon konusunda uzman M3 Works’ün temelleri atılmış oldu.
Türkiye’de insan kaynakları departmanları genellikle işe alım ve işten çıkarma konuları dışında pek aktif değiller. Oysa bana göre bu departmanlar, şirketin en önemli sermayesi olan insan gücünün geliştirilmesiyle sorumlu olan can damarları. Bu anlamda birçok kurumsal şirket, ekiplerinin gelişmesi adına takım çalışması eğitimlerin gerekliliğinin farkında ve bu tarz eğitimler alıyorlar.
Amacımız, Türkiye’deki KOBİ’ler dahil olmak üzere tüm şirketlerin bu tarz çalışmaların önemine vakıf olmalarını ve eğitimlerimizdeki deneyimsel öğrenim (experimental learning) gibi atölyelerden faydalanarak insan kaynaklarındaki verimi en üst düzeye çıkarmalarına yardımcı olmak.

Ritmpark’ın organizasyon referanslarına baktığımda prestijli şirketlerin bile talepleri olmuş. Şirketler ne amaçla başvuruyorlar? Ne buluyorlar Ritmpark ile? Yaptığınız işin geri dönüşümü nasıl?
Ritim çalışmaları ile şirketlerde takım çalışması ve motivasyonun geliştirilmesi son dönemde popülerleşmeye başladı. Şirketlerin insan kaynakları departmanları bu tür eğitimlerin önemini zamanla daha da iyi kavrıyorlar. Bu tarz çalışmaları kendi ülkelerinde sürekli uygulamakta olan yabancı şirketler daha büyük bir ilgi gösteriyorlar ve bunun zamanla tabana yayılarak süreklilik kazanacağı inancındayım.
Geri dönüşlerimiz harika. Şöyle düşünün; iş dünyasında profesyoneller sürekli yoğun bir tempoda çalışıyorlar ve açıkçası çocuğun hobilerine, özel ilgi alanlarına ayıracak vakti yok veya oldukça kısıtlı bir zaman ayırabiliyorlar. İş yaşamında onlara küçük molalar verdirerek, ama iş yaşamından da koparmayıp; aksine sanat ve iş dünyasının ortak paydalarını göstererek katma değer ve birlikte kaliteli zaman geçirme olanağı yaratıyoruz. Bunun elbette getirileri büyük oluyor. Yaptığımız işe o kadar güveniyoruz ve o kadar olumlu geri dönüşler alıyoruz ki, şirketler tarafından izin verildikçe tüm çalışmalarımızın fotoğraf ve videolarını açıklamalarıyla web sitemizde yayınlıyoruz.

Yeni bir eğlence kültürü oluşturduğunuza inanıyor musun Erdem? Türkiye’de bir ilk olduğunuza göre Türk kültürüne bu uyumu hemen gösterebildiniz mi?
Tamamiyle yeni ve heyecan verici! Şöyle düşünelim: Eğlenmek için konserlere, tiyatrolara, sergilere gidiyoruz. Ama hep izleyeniz. Bizim projelerimizde ise perküsyonu çalan, tuale boya akıtan, şarkı söyleyen, sahnede olan sizsiniz! Bu durumda bu işten keyif almamanız mümkün mü? Hem de buna aylar süren çalışmalar sonunda değil, on beş dakika sonra ulaşabiliyorken. Bu metafor doğru yönlendirildiğinde tüm kurumsal mesajlarınız doğrudan veya dolaylı bir şekilde o kadar verimli iletiliyor ki… İngiltere’de bir tabir var “Death of Powerpoint” diye. Biz insanları bu sıkıcı sunumlardan kurtarıyor ve yepyeni bir yol sunuyoruz eğitim için.
Türk insanına uyum konusuna gelince; özellikle Ritmpark projemiz tam bize göre. Darbuka, tef, marakas gibi enstrümanlar kullanılıyor. Zaten bebekliğimizden beri dinlediğimiz ritmleri çalıyoruz. Yabancı gruplarla çalışırken de ağırlıklı olarak batı ve latin formlarını kullanıyoruz. Resim, dans, fotoğraf gibi çalışmalarda da yabancı olmadığımız doneler kullanılıyor. Çünkü çok zamanımız yok, onbeş dakika sonra sizin de bizimle birlikte üretiyor olmanız gerekiyor. İki saat sonra çıkan sonuçlara ise inanamazsınız!

Kurumsal atölyelerinizle şirketlerin yeni terapisti oldunuz sanırım. Kısaca eğitimlerinizden bahsedelim istersen. Bu eğitimlere bireysel başvurular olabiliyor mu, olacak mı?
Bu dönem beş projemizi lanse ediyoruz. Önümüzdeki dönemlerde bunlar geliştirilip artırılacak. Ritmpark interaktif ritm projesi bahsettiğim perküsyon atölyesi. Şirket korosu ise şarkı söyleyerek ekibin uyumunu ve iç iletişimini güçlendirmeyi hedefleyen zaman zaman şirket için özel marşlar oluşturulan bir proje. Dans atölyesinde insanlar arasındaki iletişim bariyerlerini yıkıyoruz ve birlikte dans ediyoruz. Takım arkadaşlarımızla birlikte içimizdeki yaratıcılığı tuvale döktüğümüz çalışma Resim Atölyesi. Son olarak tüm bu takım eğitimlerini bir araya getirerek büyük bir gösteri yaptığımız şirket gösterisi projemiz bulunuyor.
Bireysel talepleri karşılamak için Harbiye ofisimiz dışında Tünel ve Kadıköy’de de stüdyolarımız bulunmakta. Dönem dönem farklı seviyelerde açılan gruplara bireysel katılım mümkün.

Ritmpark ekibi olarak albüm çıkarmaya nasıl bakıyorsunuz? Yoksa konsepte uygun olmadığı için böyle bir çalışmaya sıcak bakmıyor musunuz? M3 Works olarak ileride düşündüğünüz projeleriniz, hedefleriniz neler?
Aslında bir demo albümümüz var. JCI (Junior Chamber International) için Rhythms of Istanbul şeklinde özel bir albüm hazırladık. Şirketlerin konseptlerine özel albümler de hazırlayabiliyoruz.
Ritmpark perküsyon topluluğu için özel bir albüm önümüzdeki yıl içinde çıkacağını söyleyebilirim. Ayrıca perküsyon eğitim DVD’lerimiz için de bir şirket ile anlaştık; yakında bunun kayıtları da başlıyor. Önümüzdeki yıllarda projelerimizi çeşitlendirip geliştirerek bulunduğumuz alandaki konumumuzu güçlendireceğiz. Uzmanlık alanımız dışındaki konularda hizmet vermeyi düşünmüyor, bu tarz talepler karşısında güvendiğimiz iş ortaklarımıza yönlendirmeyi planlıyoruz. Yurtdışı, özellikle kurumsal bağlantılarımızın bulunduğu İngiltere, takım çalışması uygulamalarında çok fazla gelişmiş ve Türkiye olarak biz henüz işin başındayız. Buradaki firmalarla daha sıkı işbirliği sonrasında diğer Avrupa ülkelerinde ve Türkî Cumhuriyetler’de hizmet verme hedeflerimiz var. Şimdiden önümüzdeki aylarda Almanya, Belçika, Azerbaycan ve Türkmenistan’da bazı çalışmalarımızın kesinleştiği bilgisini verebilirim.

Eğlendirirken eğleniyor, eğlenirken de para kazanıyorsun. Galiba dünyanın en zevkli işini yapıyorsun? Yaptığın meslek ise okuduğun bölümle kelalaka!
Aslında hedefim rock yıldızı olmaktı! Bu, tam olarak anlattığını betimliyor. Şimdikinin ise birçok prosedürü var ve her kısmı bahsettiğim “iki saat” kadar keyifli değil. Ama evet, işimi çok seviyorum ve genel itibariyle birçok işten kat be kat keyifli olduğu konusunda hemfikiriz.
Bölüm tercihimde ailem ve şu meşhur “ne doktorlar ne mühendisler” prestijinin bilinçaltımda bıraktığı etki ağır bastı. Yoksa ben içten içe konservatuar istiyordum; fakat bunu yüksek sesle dile getiremedim. Ama makine mühendisliği bana profesyonel iş yaşamını, amatör olarak yıllarca uğraştığım müzik ve yazın da sanat yaşamını öğretti ve ikisi birleşince M3 Works oluştu. Yani bence “kelalaka” değil tam da “düşeş” gelmiş. :) Bir anımdan bahsedeyim: Arçelik ile toplantımız var ve odada beni bekliyorlar. İçeri girdiğimde flipchart’taki bazı formüllere gözüm ilişti. “Aaa, termodinamiğin ikinci yasası!” diye söze girdim. Sonrasında lisansımın makine mühendisliği olduğunu anlatıp diğer lisansdaşlarımla sıkı bir muhabbet sonrası iletişimimiz çok daha kolay oldu ve işi aldım.

Eğlenmeyi çok seven Türk gençliği olduğu eleştirisine vereceğin cevabı çok merak ediyorum. Samimi olarak soruyorum; biz gençler, eğlenceye ayırdığımız vakti fazla mı kaçırıyoruz?
Bence az bile yapıyoruz. Avrupa’da haftalık çalışma ortalaması 38.6 saat ve tatil gün sayısı bizden fazla iken, biz 45 saat çalışıyoruz. Bir insan 8 saat çalışıp 8 saat uyuyorsa kalan 8 saatte eğlenmelidir. Planlı, yoğun bir çalışma ardından vakit varsa bol bir eğlenceyi hepimiz hakkediyoruz bence. Yeterki dozaj tutturulsun.

Peki sana göre göreceli bir fenomen olan ‘eğlenme’nin dozajı nasıl olmalı? 8 saatlik eğlenceden kastın istediğin gibi vakit geçirme mi? Burayı biraz açabilir misin?
Herkesin eğlence anlayışı farklıdır aslında. Kimi saatlerce film izlemekten keyif alırken, kimi arkadaş sohbetlerini sever, kimi dansetmeyi. Kimi de benim gibi hepsini sever. Bunların hiçbirini yapmakta mahsur olduğunu düşünmüyorum; ama dozajını bildikten sonra. Kastettiğim şu: Sabahlara kadar içerseniz uykusuz bir şekilde gittiğiniz işte/okulda v.s. ne kendinize hayrınız olur ne de yaptığınız işe.
8 saatlik eğlence ise yediğiniz yemekten, otobüste okuduğunuz kitaba, yolda yürürken ipod’unuzda çalan müziğe kadar artan yaşamınızı kaplamalı. Trafikteki sıkıcı beklemeyi de bir keyif haline veya fırsata dönüştürmek elimizde…

Genç yaşta şirket sahibi birisi olarak girişimci adayı gençlerimize neler söyleyeceksin buradan?
Sürekli çabalamak, kurcalamak lazım. Sürekli bir çaba sonucunda mutlaka bir şeyler oluyor, bir sonuç alıyorsunuz. Bir de yanınızdaki insanlar çok önemli. Tek tabanca ilerlemek başta cazip ve kolay gözükebilir. Zaferlerin tadını tek başına çıkarmak keyifli olabilir; ancak mağlubiyetleri de paylaştığınız, birbirinize destek olduğunuz zaman, tekrar yeni bir güçle kalkıp mücadeleye devam edebiliyorsunuz. Bu yüzden haddim olmayarak, mutlaka sırtınızı güvenle yaslayacak iyi birer ortakla yola çıkmanızı veya en azından yakın çalıştığınız kişilerin bu şekilde olmasını öneririm.

M3 Works web sitesi: www.m3works.com

Ritmpark web sitesi: www.ritmpark.com

Röportaj: İbrahim Eryiğit

1 Ekim 2008

Chuck Berry'e Gitmeyi Düşünenlere

Geçtiğimiz sene Ocak ayında kendinisi Hilton'da izledim. Hani bir "ölmeden görelim" durumuydu. Elbette çok yüce bir performans beklemiyorduk. Nitekim öyle de oldu. Siz de beklemeyin. Sakin sakin çalacak, sololar pek bir olmayacak, arada akorlar kaçacak; Chuck Baba da (hatta Dede) bizlere bakıp "Ben yazdım koçum bunların alayını, istediğim gibi çalarım" modunda gülümseyecek. Birkaç kız çıkarıp yine dansettirir belki. E ben gider miyim tekrar? I ıh... O kadar da eğlenmedim. Ama rock'n'rollun hala yaşayan canlı kökenlerine başka ne zaman şahit olma fırsatı olur bilinmez.
Biz R.E.M.'e bakacağız :)

Accelerate albümü de fena değilmiş hani (konser öncesi mode on)

Dertlerinize Deva: Fukitol


FF'de Alemşah yollamış. Ortak sorunlarımıza ortak çözüm hapı :)

29 Eylül 2008

How Smart Is Your Right Foot?*

Just try this. It is from an orthopaedic surgeon.

This will boggle your mind and you will keep trying over and over again to see if you can outsmart your right foot, but you can't. It's pre-programmed in your brain!!

1. While sitting where you are, at your desk, in front of your computer, lift your right foot off the floor and make clockwise circles.

2. Now, while doing this, draw the number '6' in the air with your right hand.


Your foot will change direction!


I told you so!!!!

And there's nothing you can do about it.

You and I both know how stupid it is, but before the day is done, you are going to try it again, if you've not already done so.

Send it to your friends, to frustrate them also.

*"Sağ Ayağınız Ne Kadar Zeki?" testi bir mail forwardı ile bana ulaştı, paylaşmak istedim.

25 Eylül 2008

Tiyatro: Anamnesis "Bir Gecelik Gölge Oyunu" Provası



Pist'in eskiden bakkal dükkanı olan atölyesinde prova yapılırken önünden geçiyorduk. "Nedir ne değildir" anlamaya çalışma modunda bir video çektik, bahşiş bile verdik :) Bugün aslında gerçek gösterileri vardı; ama kısmet olmadı. Anlama kısmı çok sonra siteden vb oldu.

15 Eylül 2008

Sinema: Birinci Elden Görüntü

Günümüz dijital kopyalamalarıyla sanata erişim çok kolaylaştı. Bir yandan da biraz karmaşıklaştı açıkçası. Birkaç DivX film bir DVD’de, DVD’ler farklı yerlerde, ilgisiz ilgili filmler kitap aralarında, masa kenarlarında birikmiş... Canım bir film izlemek istediğinde aradığımı değil de rastgele birşeyler buluyorum ve güzel keşifler de çıkabiliyor bazen. Hele ki benzer konseptli filmler aynı paralel ve meridyenlere denk düştüyse mini-kendi kendine-konsept-film festivali tadı verebiliyor.

Geçtiğimiz günlerde iki tane çok farklı film izledim. İkisi de Blair Witch tarzında -hani şu bilgisayar oyunları dilinde “first person shooter” dedikleri gibi- tek kamerayla ve olayın kahramanları tarafından çekilmişti.
2008 yapımı Cloverfield’ı ilk izlerken, “Acaba bunu da pazarlarken Blair Witch gibi –aslında gerçekten yaşanmış da sonradan bulunmuş- misali şehir efsanesi tadı yakalanmaya çalışılmış mı diye düşünmeden edemedim. İzlememiş olanlara –kötü arkadaş- taklidi yapıyorum: Devamındaki canavar hadisesini görünce böyle olmadığını, şahane bir kurguya sahip olduğunu görüyorsunuz. Bakınız pek de kötü bir arkadaş değilim; canavar olduğundan bahsettim ama detaya girmedim. A bir de teyp bir aşk hikayesi başlangıç teybinin üstüne kaydediliyor ve yer yer ustaca bunlara şahit oluyoruz ki, filmin genelindeki klasik Hollywood’un “dünya yansa aşkımı yaşarım” tadı perçinleniyor. Aksiyonla gençlik-romantizm harmanı sevip de orijinal birşeyler görmek isteyenlere tavsiye ederim.

İtalyanlarca 2007’de yapılmış Rec (hani şu kamera kenarında yazan Record’un –kayıt- kısaltılmışı) ise aynı DVD’de olmasıyla karnaval havasında bir lezzet yakalamamı sağladı. Bu sefer çekim profesyonel (gerçi nasıl bir handy cam’se o, Cloverfield görüntüleri de pek güzeldi). “Siz Uyurken” adlı programın şirin spikeri Angela, Pablo adlı kameramanıyla güzel güzel gece çalışanları çekmektedir ve bugün İtfaiye ekibini çekmesi gerekmektedir. Röportajlar sırasında itfaiyecilerin yaptıkları işin %70’inin yangın söndürme dışı kedi ağaçtan indirme gibi abidik gubidik görevler olduğunu öğreniyoruz. Akabinde bas bas bağıran bir teyzeyi sakinleştirmek üzere yola çıkıyoruz; ama bu sefer gıcık herif değilim; konuyla ilgili birşey söylemiyorum. Şunu biliniz ki leziz bir korkuya dönüşüyor olay. Yavaş yavaş hadiseye dalıyor yer yer hopluyor, “doğru çek Pablocum şu kamerayla” diye hayıflanıyorsunuz.
Bu “birinci elden” görüntü tarzını sevdim. Gerçi her birimiz eline bir kamera geçtiğinde benzerini yapıyor; o yüzden bir içselleştirme de olabilir; ama olsun, benzer filmler bulup tadını çıkarmaya devam edeceğim. Siz de çıkarın (tadını).

13 Eylül 2008

Çalıkuşu Restaurant'ta iftar

Ramazan ayının gelmesiyle malum iftar davetleri de hat safhada. Dün Etiler Çalıkuşu restaurantta güzel bir iftar yapma fırsatım oldu. İftar menüsü geniş, servis oldukça iyiydi. Özellikle etlerin tadı, tazeliği ve pişirilme kıvamı midemin gözleri olsa yaşartırdı :)
Bu yıl kalabalık olmadığına da değineyim. Normalde oldukça kalabalık bir mekanken dün öyle bir kalabalık göremedim.
Ulaşım da oldukça kolay. Araba park etmek ve trafikle uğraşmak istemezseniz Levent metrodan çıkınca oldukça yakın.
Çalıkuşu Sokak No:1 adresinde, telefonu 0212 324 78 00.