22 Aralık 2009

Para, Zevk ve Kültür

Bir arkadaşımın paylaştığı metinle tekrar hatırladım. Güzel bir yazı ve yaşantıma oldukça uyduğunu düşünüyorum, ben de paylaşmak istedim:

"Üniversitemizde yaptığım söyleşilerde bana en çok para hakkında soru sorulur.

Herhalde iş adamı olduğum için.

Ben "paranın iki kişiliği vardır" derim.

Birincisi; para bir değiş tokuş aracıdır. Para verip yiyecek, giyecek, ev
bark, hatta sağlık satın alabilirsiniz.

İkincisi ile gelecek korkusunu yenersiniz.

"Yaşlılığımda çaresiz, muhtaç, perişan kalmam çünkü kötü günler için paramı bir kenara ayırdım" dersiniz.

Zevk almak, keyif duymak ancak kültür ile mümkündür.

Resimden zevk almak için sergiler bedava, müzik, kaset ve diskler üç otuz para.

Ayrıca konserler pahalı değil.

Tiyatrolar hamburger fiyatına.

Aşk ve sevgi zaten bedelsizdir.

Güneşin batışından, denizin hışırtısından ya da bir santraç oyunundan zevk alabiliyorsanız, kalenizle bedavaya şah çekebilirsiniz.


Bunun adı zevk ve keyiftir.

Güneşi kaç paraya batırabilirsiniz?

Denizi hışırdatmanın fiyatı nedir?

Yaşlılığınız için biriktireceğiniz kötü gün parası kadar belki ondan da önemli olan bu zevkler ve mutluluklardır.

Bunlara sahip olmak ancak kültürle mümkündür.

Ama para ötesi, yani para-üstü bir konu daha vardır. Bunu parayla satın alamazsınız.

PARA KAZANMAYA EMEK VERDİĞİNİZ KADAR KÜLTÜR EDİNMEYE DE EMEK VERİN…

İster genç olsun, ister yaşlı, yaşınızla barışık değilseniz ihtiyarsınız demektir.

Çok genç ölen yaşlılar olduğu gibi, ihtiyar doğanlar da vardır.

Yaşlılar ölüme daha yakın derler. Ama ölüm nüfus kağıdını sormuyor.

Şimdiki tutkulu projem bir ceviz ormanı yetiştirmektir. Fidanları dikmeye başladım bile. Ceviz fidanı 8 yıl sonra ağaç olup, ceviz verirmiş.

Şimdi 76 yaşındayım, yani 84 yaşımda ceviz kıracağım.

Bu kez kendi cevizlerimi…"
Ishak ALATON

Kraliçe Lear - Yıldız Kenter

Kenterler Tiyatrosu'nda Kraliçe Lear'ın galasına gitme fırsatım oldu geçtiğimiz haftalarda. "Ben Anadolu"dan sonra Yıldız Kenter'in performansının hala ne kadar üstün olduğunu görme fırsatım oldu. 81 Yaşına rağmen oyunun hakkını vermesi, herkesin zaten varolan saygısını bir kat daha arttırdı.
Oyunda kullanılan çellonun Beat It ile Michael Jackson göndermesi gibi birçok farklı tarza yer yer değinmesi de pek hoşuma gitti.
Genç oyuncumuz Sedef Şahin de umut veriyor. Görülmesi gereken bir oyun.

Ocak ayının başında da var. Kaçırmayın. Mybilet satıyor.

"Eugene Stickland ın yazdığı oyunu Yıldız Kenter sahneye koyuyor."

Tür: Tiyatro
Yöneten: Yıldız Kenter
Oynayanlar: Yıldız Kenter, Sedef Şahin
Çellist: Feride Berin Varol / Jülide Calca Eke
Dekor/Kostüm: Osman Şengezer
Işık: Cem Yılmazer
Kostüm Uygulama: Çolpan İlhan atölyesi çalışanları

Konu:
Oyun, yaşlanmak ve bunun çeşitli bedelleri, kuşak farklarından çıkan çatışmalar ve bunun getirdiği komik ve dokunaklı durumları anlatır. Ortaya temelinde kadın ve yaratıcılık olan sıcak bir dostluk öyküsü, bir aşk hikayesi çıkar.

Sanat, özellikle insanın yaratıcılığı, yaşamın getirdiği tüm kayıpların bir noktada üzerinden gelebilmesini sağlar. Bu yolculukta en yalnız hissettiğimiz anda bile insan sıcaklığını, sevgisini duyabilme gücünü bize vermesi, sanatın birleştirici gücüdür.

Yaşlı bir oyuncu olan Jane, tamamen kadın oyunculardan oluşan bir Kral Lear prodüksiyonunda Lear rolüne hazırlanmaktadır. Ona ezberde yardıma gelen Heather ise liseli bir genç kızdır. Oyunun üçüncü kişisi ise bir viyolonselcidir ya da viyolonselin kendisidir. Çalgı ve ezgiler zaman zaman eski Yunan tiyatrosunda Koronun gördüğü işlevi yüklenir ve yaşlı oyuncunun bir çeşit alter ego su olur.

Oyunda izlediğimiz süreç, yaşlılığın gençlikle büyümesi, umarsız gençliğinse bir ihtiyarla hayatı tanıyıp umudu keşfetmesidir. Jane ve Heather hayatlarında değişik kayıplar yaşamışlardır. Oyuna hazırlanırken birbirlerini tanırlar ve anılarını paylaşırlar. Sanatın yapıcı gücü ve Shakespeare in büyüleyici varlığı sayesinde, hem kendilerini hem de yepyeni dünyaları, duyguları ve yetenekleri keşfederler.

Kanadalı yazar Eugene Stickland, Kraliçe Lear ı Urban Curvz Kadın Tiyatrosu nun kurucularından Joyce Doolittle için özel olarak yazdı. Şubat 2009 da Urban Curvz de seyirciyle buluşan oyun, Türkiye de ilk defa Kent Oyuncuları tarafından Yıldız Kenter in yönetmenliğinde sahneleniyor.

20 Aralık 2009

Evrensel Gazetesi Kitap Eki Röportajım (Debut Hakkında)

Geçen ay Evrensel Gazetesi Kitap Eki'nde (TÜYAP Kitap Fuarı Özel) yayınlanan, Uğur Halil Karakullukcu tarafından yayınlanan röportajım:

"Günümüzün öykülerini topluyorum"
Erdem Genç, çocukluğundan beri edebiyat ve müzik gibi çeşitli sanat dallarına ilgi duymuş, bu dallarla ilgili çeşitli çalışmalar gerçekleştirmiş, Özellikle Türkiye'de rock ve metal müzik seven insanlar için özel bir yeri olan Metal Monster dergisini arkadaşlarıyla beraber, yaşadıkları çeşitli olumsuzluklara karşı çıkarmış, Köprüaltı ve Şebek, Dream Dergi gibi bir çok dergiye katkıda bulunmuş bir genç. Erdem Genç, bu günlerde kitap evlerinin raflarında yer alan "Debut" isimli ilk hikaye kitabı ile ergenlik döneminden bu güne kadar kaleme aldığı çeşitli öykülerini okuyucuların beğenisine sunuyor. Erdem Genç ile uzun bir zaman aralığında yazdığı öykülerinin oluşum sürecini, içeriğini ve yazı yazmanın kendisi için ne ifade ettiğini konuştuk.





İlk kitabınız olan “Debut”ta toplanan hikayeler uzun bir zaman aralığında oluşturmuş. Uzun zamandır yazdığınız hikayelerin arasından bu kitapta yer alacak öyküleri hangi kriterlere göre seçtiniz?

Sizin de dediğiniz gibi öyküler ta lise yıllarından beri yazdıklarım arasından bir seçki. İlk kitabım olması sebebiyle okuyuculara “Merhaba” dediğim bir çalışma. Farklı türlerin, farklı tarzların kullanıldığı öyküleri seçmeye özen gösterdim. Uğur getirsin diye de bunları 13 taneyle sınırladım.

Birbirinden çok farklı temalar içeren öyküleri bir grubun albümünü oluşturması gibi seçtim. Örneğin ilk öykü “Hiç” oldukça kısa ve sarsıcı bir intro tadında. Kasetin –gerçi artık kaset de kalmadı ama- B yüzü ise “Sus” adındaki intro’yla başlıyor ve “21” adındaki outro’yla bitiyor aslında. “Yeni Başlayanlar İçin Rock Ortamları” ise bir bonus parça.



Öykü yazmaya ne zaman başladınız?

-Bilmiyorum, belki de yazı yazmaya başladığımda! İlkokulda çıkardığımız çevre gazetesinin editörü bendim. Ortaokulda sınıf gazetemizin 8-D Postasının da editörü bendim ve yazılarımla birlikte öykülerim de çıkardı bazen. Lisede de Metal Monster serüveni başlayınca daha sınır tanımayan yazılar yazabiliyordum. Kitaptaki öyküler de bu ‘sınır tanımayan’ yıllardan başlıyor.



Öykülerinizde, İstanbul’da yaşayan bir gencin kendi hayatına dair birçok benzerlikler bulabileceğini görüyoruz. Sizin de içinde yaşadığınız bir ortamı yazıya dökmenin avantajlarına ve zorluklarına kısaca değinir misiniz?

Tüm kitabın arka planı İstanbul. Bu yüzden kapağı da İstanbul’un en önemli simgelerinden Taksim Meydanı’nda çektiğim bir çiftin fotoğrafı. Dünya’da birçok şehir gördüm ama İstanbul’a rakip bulamadım. Benzersiz ve olağanüstü bir şehir. Elbette ömrümü geçirdiğim bu şehir beni etkiliyor ve bana ilham veriyor. Her köşesinden, binlerce yıllık geçmişinden öyküler fışkırıyor zaten. Ben şimdilik günümüzdekileri topluyorum.





Bazı öykülerinizde şiddet dolu olayları yazıya dökmüşsünüz. Öykülerinizde şiddet motifinin kullanılmasının sebeplerini açıklayabilir misiniz?

Aslında bu ruhsal bir tatmin diyebiliriz. Özellikle lise yıllarında yazılmış olanlarda, o zamanki ergenlik isyanlarımı yazarak dindirmiştim. Hala ilginç bulduğum için kitapta da yer verdim. Kitabın sonunda şu paragraf çok güzel açıklıyor sanırım: “Düşlerin sınırı yoktur. Kalemimin yani klavyemin de. Düşlerimi dökerim ortaya, kan dökmeden işlediğim cinayetler gibi veya sevişmeden içtiğim sigaralar…”



İlk öykü kitabını yayınlayan bir yazar olarak, sizin eserlerinizi oluşturmanıza yardım eden kaynaklara, edebiyatta hangi isimlerden ve tarzlardan etkilendiğinize dair örnekler verir misiniz?

Klasikler dışında bol bol fantastik kurgu ve korku romanları, öyküleri okuyorum. Bana yeni ve sıra dışı dünyalar gösteren eserler ilgimi çekiyor. Günümüz yazarlarını seviyorum; hatta bu yüzden bazı arkadaşlarım bana “best-seller okuyucusu” diyor. Evet, başarılılarsa neden okumayayım?

Yazın dışında sinema, müzik, tiyatro, fotoğraf, modern sanat gibi sanatın farklı dallarında da keyifle takip ettiğim çalışmalar var. Bunların da katkıları büyük.



Kitabınızda sayfa numaraları sondan başa doğru. Bunun sebebi nedir?

-Baskı hatası… Şaka şaka. Başınıza geliyordur: Bir kitaba başlıyorsunuz, kurguyu seviyorsunuz devam ediyorsunuz, bir yerlere geliyor tıkanıyor, hatta itiraf etmek gerekiyor ki zorlanarak okuyorsunuz. Ben bu durumda da sonuna kadar okuyanlardanım. Böyle zamanlarda ara ara kitabın kaç sayfa olduğuna bakar, kaldığım sayfadan çıkararak kaç sayfa kaldığını anlamaya çalışarak kendimi teselli ederim. Bu zorluk yaşanmasın diye sayfa numaraları tersten sıralandı. Böylece her zaman geriye ne kadar kaldığını biliyorsunuz. Bu arada öykü sırası ile öyküler arasında bazı numerik şifreler var. Bunları bulmak da okuyucuya kalsın.



"Debut”ta yer alan öykülerinizin, bir çok öykünün arasından seçildiğini biliyoruz. Acaba bu kitapta yer almayan diğer öykülerinizi de de yayınlamayı düşünüyor musunuz?

-Hem diğer öyküleri, hem de yeni yazdıklarımı elbette yayınlamak isterim. Bazıları çeşitli dergilerde veya internette yayınlandı bile. Ancak kitaba alırken mutlaka ya güncelleyeceğim ya da yeni çalışmalar ekleyeceğim. Çünkü kitap, dergi veya internet gibi ömrü –en azından fikren- sınırlı bir mecra değil ve çok daha titiz olmak gerekiyor.

Ayrıca rock müzik üzerine bir roman ve perküsyon üzerine araştırma çalışmamı sürdürüyorum. Umarım bunları da önümüzdeki günlerde okuyuculara ulaştırma imkanım olur.



Aynı zamanda siz Dream Dergi'de ve Alternatif Süreç gazetesinde köşe yazmış bir insansınız. Acaba dergici yönününüzüz, öykülerinizi yazarken ne gibi katkıları oldu?

Bu ikisi dışında asıl “dergici” sıfatını hak etmek için 1999-2004 yılları arasında önce fanzin olarak başlattığım sonra dergiye dönüşen Metal Monster’ı hatırlamak gerekir. Kapak tasarımından dizgisine, baskısından editöryal işlerine kadar her şeyini yapmaktaydım. 1999’daki satanist olaylar yüzünden çekilen sıkıntılar, sonrasında yasal izinler alınması gerektiğini bilmeden dergi çıkardığım için açılan davalar gibi başka deneyimleri de oldu. Dergiden size dinlemeniz için verilen albümler, gitmeniz gereken konserler-film gösterimleri aslında evde oturduğunuzda dinlemeyeceğiniz kadar albüm, izlemeyeceğiz kadar film izlemenizi sağlıyor. Kritiğini yapmanız için gönderilen kitapları okumadan yazamıyorsunuz. Ayrıca yaptığınız röportajlarla yeni insanlarla tanışıyorsunuz ve başkaları için ulaşılmaz gelen kişiler belki de arkadaşınız oluyor. Tüm bunlar deneyimlerinizi zenginleştiriyor ve ister istemez yaratıcılığınızı etkileyen öğeler oluyor.



Bu öykü kitabının yayınlanmasının ardından gerek yakın çevrenizden, gerekse de sizi sadece yazılarınızdan tanıyan insanlardan kitabınızla ilgili ne gibi tepkiler aldınız?

Belki sadece arkadaşlarım oldukları için hep övgüler, takdirler aldım. Dışarıdan da güzel tepkiler geliyor. Bir de şu durum var: 20’li yaşlarda bir insansanız 20’li yaşlardaki başka bir insana “bayılıyorum sana, hastayım” gibi aşırı tepkiler vermezsiniz. Belki biraz da bu yüzden yaşlı hatta ölmüş ustalara saygı gösteriyoruz. Ama neyse ki kitabın hedef kitlesi liseliler ve üniversiteliler. Liselilerden bu tarz aşırı tepkiler almak hem gururlandırıcı, hem de eğlenceli oluyor. Kitapta tüm iletişim bilgilerim ve sosyal medya adreslerim mevcut. Bu yüzden bana rahatlıkla herkes ulaşabiliyor.

Vavien

Öyle çokça görmediğimiz iyi işlerden, Vavien. "Avrupa Yakası"sı seven, "Burhan"a pek gülen biri olarak Erol Günaydın'ı epey özlemiştim. Filmde nadiren yapılan espriler dışında da, Burhan'a benzer mimikler yüzünden güldüm. Settar Tanrıöğen'in oynadığı karaktere işlenen detaylar da pek hoşuma gitti.
Filmin senaryosu, kurgusu, bağları sağlam. Billur Kaya'nın oyunculuğuna diyecek yok. Yönetmenler de Taylan Biraderler. Ara ara uzun sıkıcı sahneler olsa da son zamanlarda izlediğim en iyi Türk filmi.
Bu arada ikiliden kaynaklı olarak komedidir yargısıyla gitmeyiniz. İyi bir film izlemek için gidiniz.

9 Aralık 2009

Cafê Bohemê'den Üniaktivite Üyelerine %20 İndirim

Ben sürekli gidiyorum. İşletmecisi de eski bir Üniaktiviteli olduğu için sağolsun sürekli ilgi gösteriyor :) En son indirim kararından sonra tadından yenmez olmuş. Wireless da var, gidip uzun süre takılınabilir. Rıfat Ilgaz'ın eski evi olması ve o döneme ait harika dekorasyonu da Taksim'deki favori mekanlarım arasına girmesini garantiliyor.

Haber şöyle:
http://www.uniaktivite.net/haberler/11250/uniaktivite_uyelerine_caf_boheme_den_20_indirim_

8 Aralık 2009

Businews Röportajım

En Aktif Kulüp Yarışması hakkında Businews'in benimle yaptığı röportaj için tıklayınız efendim: http://businews.eu/icerik.aspx?ID=198&ReturnUrl=icerikler.aspx%3fKID%3d4

Üniaktivite'den "En Aktif Kulüp Yarışması"
Üniaktivite'nin organize ettiği ve tüm üniversite öğrenci kulüplerinin katılımına açık olan "En Aktif Kulüp Yarışması"nı Üniaktivite Proje Koordinatörü Erdem Genç ile konuştuk.


1.En aktif kulüp yarışmasının amacı nedir?

Yarışmanın en temel aracı kulüpler arasında iletişimlerini güçlendirerek bir rekabet yaratarak daha kaliteli işler çıkarmalarını sağlamak. Böylece hem birbirlerinin yaptığı işleri takip ediyorlar, hem de daha üstün çalışmalar yapmaya uğraşıyorlar. En başarılıları ödüllendirmek de Üniaktivite’ye düşüyor.

2.Yarışma süreci nasıl gerçekleşiyor? Adım adım anlatabilir misiniz?

Kulüpler öğretim yılı başından itibaren Üniaktivite’nin yarışma sayfasından katılım formunu doldurarak başvuruyorlar. Bu başvurular yılsonuna kadar kabul ediliyor. Ardından zorlu süreç başlıyor: Yıl boyu yapılan tüm aktivitelerin sisteme girilmesi ve raporlanması gerekiyor. Bu aktiviteler Üniaktivite üyeleri ve jüri tarafından değerlendirilerek Haziran ayındaki törende en aktif kulüplere ödül olarak geri dönüyor.

Bu seneki törende siz de vardınız, gördünüz: Yarışma artık üçüncü yılında ve muazzam bir kabul görmüş durumda. Türkiye’nin dört bir yanından finalist kulüp temsilcileri törene geldiler ve heyecanla ödüllerin dağıtılmasını beklediler. Kazananların heyecanı görülmeye değerdi.

3.Yarışma kategorilerinden bahsedebilir misiniz?

Kategorilerimiz “Bilim ve Teknoloji”, “İş ve Kariyer”, “Spor”, “Sanat”, “Düşünce ve Genel Kültür” ve “Sosyal Sorumluluk” olarak sıralanıyor. Her kategoride 10’ar finalist belirleniyor ve ilk üç kulübü ödüllendiriyoruz.

Bunun dışında aktivite bazında da “En Yaratıcı”, “En İyi Uluslar arası”, “En Sportif”, “En Girişimci” ve “En Sıradışı” aktiviteleri seçip ödüllendiriyoruz.

4.Bu yarışmaya katılım koşulları nedir?

Bir üniversiteye bağlı resmi bir kulüp ya da topluluk olarak yarışmaya başvurmak ve yaptığınız çalışmaları sisteme girmek yeterli. Ayrıca bu sayede Üniaktivite’deki özel kulüp sayfanızda kulübünüzün arşivini tutmuş ve diğer üniversite öğrencilerine de ücretsiz reklam yapmış oluyorsunuz.

5.Sponsorlarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Geçtiğimiz dönem Mynet ana sponsorumuzdu. Ayrıca Nisan’dan beri yaptığımız kulüp buluşmalarının da sponsorluğunu yaparak üniversitelilerle sürekli buluşmalarımızı da daha rahat gerçekleştirmemizi sağladılar. Finansbank, Bilişim Eğitim Merkezi, Global Vizyon, Coproline, Hobby Kozmetik ve Likya kategori sponsorlarımızdandı. Birçok yeni mezun arkadaşımızı yarışma sonrası kapmış diye dedikodular dolaşıyor ortalıkta.

Medya sponsorlarımızın baş tacı Businews’in yanı sıra Habertürk, Sabah İşte İnsan, Kurumsalhaberler.com, Radyo Odtü, Genç Gelişim, Haber.gen.tr ve Aktifgelisim.com’u da sayalım burada.

6.Öğrenciler için bu yarışmanın önemi nedir? Öğrencilerden aldığınız tepkiler nasıl?

Üniaktivite, geçirdiğimiz onca yılın ardından, artık kulüpler üstü bir kulüp konumunda Türkiye’de. Bu yüzden buradan kulüplerin aldıkları ödüller çok önemseniyor. Geçtiğimiz yıllarda derecelerini dev brandalar yaptırıp kulüp tanıtım günlerinde okullarına asanlar oldu; bu sene de olacaktır. Ayrıca yarışma derecelerinin büyük bir haber değeri var. Tüm kulüpler –finalistler dahil- bu haklı başarılarının takdirinin tadını sonuna kadar çıkarıyorlar.



7. Gelecek dönemde yarışma ile ilgili hedefleriniz neler peki?

Bu yıl geçtiğimiz yıla göre en az %50 daha fazla katılım bekliyoruz. Daha çok kulüp ile daha çok üniversiteliye ulaşacağız. Yaz döneminde olmamıza rağmen şimdiden kayıtlar oldukça yoğun ve bu ilgi bizi önümüzdeki yıl için heyecanlandırıyor.

Geçen sene salon imkanlarımız sınırlı olduğu için gelen tüm kulüp temsilcilerini salonumuza alamadık. Bu sene çok daha büyük bir salonda, tüm üyeleri alabilecek kadar geniş bir salonda, şenlik şeklinde gerçekleşecek bir tören yapmak istiyoruz.

http://www.uniaktivite.net/yarisma
Nilgün Şirvanlı

24 Kasım 2009

Üniaktivite Kulüp Buluşmaları - İstanbul

Bu sene Üniaktivite kulüp buluşmalarımız Starbucks'larda gerçekleşiyor. Burak Büyükdemir hocamızın değerli semineriyle renklenen buluşmada Kulüpler için Sosyal Medya Kullanımı ve Planlaması'ydı konumuz. Hocamız internet ve sosyal medyanın gelişiminden, bunu kulüpler ve kendimiz için nasıl kullanabileceğimizi harika bir şekilde anlattı. Eminim katılan kulüp temsilcileri kulüplerinin adını bundan böyle çok daha iyi duyurabilecektir.
Ayrıca kulüpler kendi aralarında tanıştı ve belki de işbirliklerinin temeli atılmış oldu. Starbucks'ın da kahve ve pasta tadımları uykularımızı açtı, kahve tadımı (hatta koklaması :) konusunda bilinçlendirdi.
Bugün Ankara, yarın ise İzmir'deyiz.

Twilight New Moon - Alacakaranlık Yeni Ay

Alacakaranlık üçlemesinin ikinci filmini görme şerefine de nail olduk. İlkine "teenage vampire" fikrinin orijinalliği nedeniyle sempatiyle yaklaşmıştım. İkincisi ise güzel kapışma sahneleri dışında çok basit geldi. Özellikle hiçbir derinliği olmayan diyaloglar eğer gerçekten kitaptan alındıysa "bu kitap nasıl bu kadar satıyor" diye düşündürdü beni. TÜYAP Kitap Fuarı'ndan aldım, bir ara bakacağım. Umarım vakit kaybı olmaz.
Yazar kardeşlerim şu olaya bir Bram Stoker'ın Dracula'sı gözünden bakse, bir Ravenloft tadı yakalasa ne de güzel olurdu.
Bu filmde kurtadamların (werewolf) hadiseleri ağırlıkta bu arada...

20 Kasım 2009

19 Kasım 2009 Wasp İstanbul Konseri

Dorock'ta buluşup mekana gidenler kervanına katılmışken orada bira içme zamanını abartıp Taylan Ayık'ı kaçırmışız. İyiymiş diyorlar. Ama asıl hadise pek lezizdi: WASP.

Blackie Lawless amcam yaşına rağmen dökdürdü. Çok görkemli bir sahne yoktu. Arkadaki barkovizyondan kliplerin yayınlanması geçmişle bağlantı kurdurdu. Kalabalık da azımsanacak gibi değildi, Unirock Extreme Fest'ten epey fazlaydı ama.

Sahneye çıkıp mikrofonu deviren delikanlılar, Blackie amcama bir nakarat söyletmedi. Ama arkadan backvokaller kimse söylememesine rağmen geliyor gibiydi. "Yahu prosesör müdür, playback midir, nedir" soruları kurcaladı kafamı.

Pek sevdiğimiz parçalarıyla (On Your Knees, The Idol, I Wanna Be Some Body, Wildchild, Chainsaw Charlie, Blind In Texas...) bir devi daha görmüş olduk. 2006 konserine nedendir hatırlamıyorum, gidememiştim, süper oldu.

13 Kasım 2009

2012 Kıyamet Günü (Doomsday)

Mayaların 21 Aralık 2012'de takvimlerinin sonlanması ve bu tarihin Kıyamet Günü'nü işaret ettiği iddialarından yola çıkan yönetmen Roland Emmerich amca, yine paraları saçtırarak (200 Milyon Dolarcık) devasa bir yapım yapmış. 2 saat 17 dakikalık hadisemizde şahane "dünyanın yokolma" görsellerini izliyoruz beyaz perdede. Üstüne küçük insanların büyük işler başardığına içselleştirerek şahit oluyoruz. Bazen de gülüyoruz.

Dün Üniaktivite Özel Gösterimi'nde siteden bir arkadaşın da değindiği gibi mekan bir sinema salonundan çok kampüse dönmüştü. İlgi o kadar büyüktü ki, en ön koltuklara kadar doluydu. Filmdeki komik veya absürt sahneler üniversitelilerin gözünden kaçmadı ve tebessümle izlediler.

Arada ve film sonrasında yapılan "yahu amma saçmalamışlar bazı yerlerde" muhabbetlerine de şöyle değinmek isterim: Bu kadar güçlü bir yapıma imza atan adamlar, elbette bazı şeylerin gösterildiği şekilde ol(a)mayacağını biliyorlar, elbette bu kadar duygusallaşmanın ya da absürdleşmenin mantıksızlığının farkındalar. Onlar sadece oyunu kurallarına göre oynuyorlar.

"Kurallarına göre" çekilmiş bir dünyanın sonunu merak edenler zaten kaçırmayacaktır.

30 Ekim 2009

Michael Jackson's This Is It

"This Is It" belgeseli her ne kadar "ticari" önyargısına maruz kalsa da, kralın şanına yakışır samimiyette ve titizlikte hazırlanmış. Provalardaki müziğine, dansına hakimiyeti, mükemmeliyetçiliği ve aynı zamanda mütevaziliği hayranlığınızı bir kat daha arttırıyor. Konserler için yapılan çalışma, videolar, görseller, dekorlar o kadar harika ki, gerçekten içiniz acıyor. Özellikle Thriller, They Don't Care About Us şarkıları için çekilen görüntüler çok başarılı. Muhtemelen önümüzdeki yıllarda bunlar yepyeni klipler olarak karşımıza çıkacak.
Filmi izlerken, Michael Jackson seven biriyseniz "İşte budur!" diyeceksiniz.

27 Ekim 2009

Domuz Gribi'nden Korunmanın Basit Yolları

Böyle bir mail geldi. Cümlemize faydalı olması dileğiyle paylaşayım dedim.

"Dr.Vinay Goyal: Yoğun bakım ve Tiroit uzmanıdır. MBBS, DRM DNB. / 20 yıldan fazla klinik tecrübesi vardır.

Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir.

Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonları n gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)

2. “Ellerinizle yüzünüze dokunmayın” yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.

3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız (tuza güvenmiyorsanı z listerin kullanınız). H1N1 ‘in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.

4. Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunan virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.

5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.

6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz. * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1 N1 virüsü mide’de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez."

24 Ekim 2009

LCD Reklamları: Ekran Görüntüsü Temsilidir

Şu LCD/plazma reklamları bir garip. Süper görüntüler oynatıyorlar, tamam. Diyorlar ki, "bu yeni tvde görüntüler harika!". Yahu bu benim televizyonum ve evet, görüntüler harika :)
Bir de şu bir yerlerde küçücük yazan "Ekran görüntülü temsilidir" ibaresi var. Cep telefonu reklamlarında da görürdük. E o kadar gelişmiş çekim teknikleri olmasına rağmen, orijinal çekim ile bu kadar güzel görüntü alınamayacağı reklamın samimiyeti hakkında şüphe doğurmuyor mu?

13 Ekim 2009

İFSAK 3. Genç Fotoğrafçılar Festivali'ndeyim

15-31 Ekim tarihlerinde düzenlenmekte olan İFSAK 3. Genç Fotoğrafçılar Festivali’nde hem karma sergilerde fotoğraflarım yer alacak, hem de 23 Ekim tarihinde Eminönü fotoğraflarımdan oluşan bir setin özel gösterimi yapılacak.

http://www.ifsak.org.tr/index.php?mid=442


Ziyaret etme fırsatınız olursa yapıcı her türlü eleştirinizi seve seve dinlemeye hazırım :)


Fotoğraf Gösterileri
17 Ekim 2009
İFSAK - 15:00
Backstage , Şehr-i Ramazan - Yücel ZORLU

İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi - 15:00
Metro Müzisyenleri - Cihat HIDIR
Karma-1

19 Ekim 2009
İFSAK - 19:30
E-Shot - Güray ÖZEN
Karma - 1

23 Ekim 2009
İstanbul Sualtı- 19:30
Eminönü- Erdem GENÇ
Karma-1

27 Ekim 2009
İstanbul Sualtı- 19:30
Kars, Balat- Damla KARAYERLİ
Karma-2, 3

12 Ekim 2009

Crunch Çıtır Hindistan Cevizli

Crunch Çıtır'ın hindistan cevizlisi çıktı. Süper lezzetli. Sanki diğerinden daha yumuşak ve hafif bir tadı var. Aromasından olsa gerek. Çıtır'ı ve hindistan cevizli şeyleri (Bounty ya da yerli çakması Cocostar gibi) seviyorsanız bunu da seversiniz. 187 kaloriymiş. Nestle'nin sitesinde foto bulamadığım için benim çektiğim yenmiş paketle idare etmek durumundasınız :)